25 Şubat 2012 Cumartesi

Ağız ve Diş Sağlığı Nasıl Korunur?

Diş hastalıkları ve diş sağlığının korunması açısından erken tanı çok önemlidir. Bu nedenle yılda en az iki kez diş hekimine muayene olunması önerilir.
Diş çürümelerinin önlenmesinde sularda yeterli flor olması, düzenli olarak dişlerin fırçalanması, diş ipi kullanılması, aşırı tatlı ve şekerli yiyeceklerden olabildiğince kaçınma bunlar yendiğinde mutlaka dişlerin fırçalanması, diş hekimi kontrollerine gidilmesi temel uygulamalardır. Diş eti hastalıklarının önlenmesinde de diş fırçalama ve düzenli diş hekimi kontrolleri önemlidir.
Dişlerde gelişim bozuklukları varsa erken dönemde özel diş hekimliği dallarında uzmanlaşmış birimlere başvurularak gerekli tedavi sağlanmalıdır.
Aşırı asitli ve şekerli yiyecekler mikroorganizmaların etkisini artırır. Dişler sert cisimlerle karıştırılmamalı, fındık, ceviz vb. kabuklu yiyecekler dişlerle kırılmamalıdır. Bunlar diş minesinin çatlamasına ve bakterilerin etkisinin artmasına neden olur. Diş minesinin koruyucu etkisi ortadan kalkar.

Çocuklarda ve Bebeklerde Diş Bakımı

Diş bakımı ve temizliği sağlıklı dişlere sahip olmamız için çok önemlidir.Sağlıklı dişler için küçük yaşdan dişlerimizi korumaya başlamalıyız.Dolayısıyla bebeklerimizde ve çocuklarımızda diş bakımı çok önemlidir.
1-Bebeğinizin diş etlerini yumuşak bir diş fırçası ile her banyo sırasında temizleyin. Bu sayede bebeğiniz diş fırçalama rutinine alışmış olur.
2-Bebeğinizin dişleri çıkar çıkmaz florür içeren diş macunu kullanmaya başlayın. Florür içeren diş macunları diş çürüklerini önler.
3-Çocuğunuzu dişlerini günde iki kez fırçalamaya alıştırın. Çocuğunuzun diş fırçalama rutinini yedi veye sekiz yaşına gelene kadar izleyiniz.
4-Çocuğunuz iki yaşına geldikten sonra çocuğunuzu düzenli olarak dişçiye götürünüz.

Diş Ağrısı Nasıl Geçer

Diş ağrısı insanIarın hayatIarının pek çok döneminde karşıIaştıkIarı ağrıIardır.İIk başIarda bu ağrı hafif oIdu için pek önemsenmez ta ki ağrı iyice dayanıImaz haIe geIinceye kadar. Bu dönemde de dikkatIi oImak gerekir.
Diş Ağrısı çekerken eIbette iIk oIarak ağrıyı giderme yoIIarı ararız diş ağrıIarı için BitkiseI ÖneriIer sizIer için sayfamızda
Diş ağrısı; dişin çürümesi, minesinin aşınması, dişetIerinin iItihapIanması veya bunIara benzer nedenIerden kaynakIanan ve geneIIikIe gece başIayan ve nabız atışı gibi zonkIama tarzı ağrıIardır.Bu durum özeIIikIe kötü veya yetersiz ağız hijyeninden kaynakIanır. Ağız içine yerIeşen bakteriIer şekerIi ve unIu yiyecek kaIıntıIarı iIe asit oIuşturur ve bu da dişin koruyucu tabakasını zayıfIatarak çürükIere neden oIur.

Öneriler
1-Ağrıyan diş, diş fırçası ve diş ipi kullanılarak temizlenmeli ve yarım su bardağına yarım çay kaşığı tuz ilave edilerek elde edilen tuzlu su ile ağız iyice çalkalanmalıdır.
2-Karabiber ve nane havanda dövülerek ezilir. Sarımsak suyu ile sulandırılarak sıvı kıvamına getirilir. Hazırlanan sıvı ile ıslatılan pamuk ağrıyan çürük dişin üzerine konur.
3-Ağrıyan dişin üzerine çok az karanfil yağı (eugenol) damlatılmış pamuk koyulabilir.(Fakat bu çok fazla olmamalıdır. Çünkü diş etini tahriş edebilir.)
4-Kurutulmuş ebegümeci tuzlu su ile ıslatılır. Ağızda çiğnenir.
5-Dilimlenmiş limon ile birlikte bir miktar adaçayı demlendirilir.Bu sulu karışım ağrıyan dişin tarafında duracak şekilde bir müddet ağızda tutulur. Bu işlem, sık sık tekrarlanabilir.
6-Papatya ve biberiye birlikte kaynatılır. Süzülerek elde edilen çaya limon tuzu ilave edilir.Bu çay ile ağız sık sık çalkalanır.

Diş Çektirdikten Sonra Dikkat Edilmesi Gerekenler

Uzmanlar, koruyucu tedavi yöntemlerine cevap vermeyen, çürük ve enfeksiyon gibi sebeplerden dolayı dolgu veya kanal tedavisi uygulamalarıyla kurtarılamayan dişlerin son çare olarak ağızdan uzaklaştırıldığını söylediler. ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Beyhan Kasapoğlu, diş çekiminden önce dişlerin fırçalanması gerektiğini belirterek, hastaların diş çekimi sonrasında da dikkatli davranmaları uyarısında bulundu. Kasapoğlu, “Ağzınızı en az 30 Dakika süreyle çalkalamayınız. Ağzın çalkalanması çekimden sonra
İyileşmeyi sağlayacak olan kan pıhtısının oluşumunu engeller ve çekim yarasının iyileşmesinin gecikmesine sebep olur. Diş çekimi sonrası diş hekiminizin yerleştirdiği tamponu 15-20 dakika kadar sıkıca ısırın ve normal yutkunmanızı yapın. Tükürüğün ağızda biriktirilmesi ve sürekli olarak tükürmek kan pıhtısının oluşmasını engelleyip kanamanın devam etmesine yol açabilir” dedi.
ARAÇ KULLANMAYIN
Çekim bölgesinde tahrişe sebep olabilecek Sıcak, acılı yiyeceklerden kaçınılması gerektiğini kaydeden Kasapoğlu, çekim sonrası 24 Saat süre ile sigara ve Alkol içilmemesi gerektiğini dile getirdi.
Diş çekiminden sonra hastalara ‘araç kullanmayın’ uyarısında bulunan Kasapoğlu, “Ağzınızdaki uyuşukluk geçinceye kadar bir şey yemeyiniz. Farkında olmadan uyuşuk olan bölgeleri ısırıp yaralayabilirsiniz. Diş çekiminden 24 saat sonra normal ağız bakımı uygulamalarına devam edebilirsiniz. Yüzünüzde şişme, ağrı, 24 Saati geçen kanama, ağızda kötü bir tat ve koku hissi olursa zaman geçirmeden diş hekiminizi arayınız” diye konuştu.

Diş Telleri ve Bilinmesi Gerekenler

Diş telleri yanlış sıralanmış dişleri ve çene bozukluklarını tedavi etmede kullanılır. Genellikle çenesi hala gelişmekte olan çocuklar üzerinde daha sık uygulanır. Yine de gelişin teknoloji ile diş telleri ileri yaşlardaki hastalarda da olumlu sonuçlar vermektedir.
Diş Telleri Neden Önemlidir?
Diş teli uygulamasının en önemli nedenlerinden biri görünüşü daha da güzel hale getirmektir. Ayrıca ortaya çıkan çene bozuklukları ağız sağlığını kötü yönde etkiler ve bu da diş ve diş eti hastalıklarına neden olur.
Diş Teli Kimler Uygular?
Diş teli uygulaması kalifiye bir ortodentist tarafından yapılır. Ortodentistler daha ileri eğitim görmiş diş doktorlarıdır. Bu eğitimi görmeyen normal dişçiler diş teli uygulamasını gerçekleştiremez.
Diş Teli Hangi Koşullarda Uygulanır?
Dişleriniz düzgün değilse, iç yanak ısırma, çiğneme sorununuz varsa, dişerinizin arkasında yeni dişler çıkıyorsa, çenenizden garip sesler geliyorsa, dilerinizin arasında aşırı boşluklar varsa diş teli uygulamasına ihtiyacınız var demektir.


Dişlerde Hizalanma Bozukluklarının Nedenleri Nelerdir?
Genellikle genetiğin etkili olduğu bu sorunun parmak emme, diş fırçalamama, damak rahatsızlıkları ve erken süt dişi kaybı gibi nedenleri de vardır.
Diş Telleri Nasıl Etkili Olur?
Diş telleri dişlere ve çeneye yavaşça ve düzenli bir baskı uygular. Çocuklarda dişler gelişim aşamasında olduğu için teller düzgün gelişmesine yardımcı olur.

Kanal tedavisi

Kanal tedavisi diş kurtarmak için dişi çekmeden önce uygulanacak son yöntemdir.Dişin sert dokularının (mine ve dentin) altında canlılığını sağlayan kan damarları ve sinir liflerinden oluşan yumuşak yapıda pulpa vardır.Çürüğe neden olan bakteriler dişin sert dokularını parçalayıp, pulpaya yaklaştığı zaman soğuk ve sıcağa duyarlılık başlar.
Bir süre sonra pulpanın iltihaplanması ile şiddetli ağrı oluşur ve dişteki bakteriler kök ucundan çıkarak çene kemiğine yayılır.Bu durum yüzde şişlik şeklinde kendini gösterebilir.
Tedavide, lokal anestezi altında çürük temizlenir.Dişin canlı kısmı pulpaya ulaşılır.Pulpa ve köklerinin içindeki kanallar temizlenir.Dişin canlı kısmı ortamdan uzaklaştırılıp, özel dezenfektan solüsyonları ile kanallar yıkanır.Birkaç gün ara ile hasta çağrılır.Kanallar eğelenerek genişletilir ve pansuman yapılır.Gerekli sayıda seanslarla pansuman sürdürülür, kanalların içi yeteri kadar temizlendikten sonra kök kanalları özel patlarla doldurulur.

Ağız Kokusu Nedenleri ve Önlemleri

Ağız kokusu günümüzde bir çok insanın yaşadığı önemli problemlerden biridir.Ağız kokusu pek çok sebebe bağlı olarak meydana gelmektedir. Şeker hastalığı, Mide ve karaciğer rahatsızlıkları, diş hastalıkları, açlık,böbrek yetmezliği gibi pek çok sebep ağız kokusuna neden olabilmektedir.
Ağız kokusu basit gibi görünse de ciddi hastalıkların habercisi olabileceği gibi, insanın psikolojik durumunda da ciddi problemler yaratabilmektedir. Ayrıca bireyin sosyal hayatını da olumsuz yönde etkilediği su götürmez bir gerçektir.
ağız kokusu yani tıbbi ismi ile “Halitozis”i Sağlıkcini.com ekibi olarak sizler için araştırıp derledik. Bu yazımızda Ağız kokusunun sebepleri ve Ağız kokusunu önleme yollarını sizlerle paylaşacağız.
SEBEPLERİ:
  • Ağız boşluğunda yaşayan bakterilerin artıkları olan sülfürlü bileşikler kötü kokuya yol açar. Ölü veya ölmek üzere olan bakteriler sülfür bileşikleri açığa çıkarır.
  • Bakteri tabakaları ve yiyecek artıkları dilin arka tarafında birikir. Dilin yüzeyi oldukça pürüzlü bir yapıdadır ve bakterilerin yaşamasına elverişli bir özelliğe sahiptir. Büyük miktarda sülfür bileşikleri de bu alanlarda birikir.
  • Eğer diş yüzeyi temizlenmezse kısa sürede bakterilerin yaşamasına elverişli bir hal alır.
  • İleri derecede dişeti rahatsızlığına sahip olanlarda kişinin kendi başına temizleyebilmesi pek mümkün olmayan, ulaşılamayan alanlar vardır. derin dişeti cepleri gibi böyle alanlar da kötü kokuya sebep olur.
  •  Özellikle sinüs ve akciğer kaynaklı enfeksiyonlar,
  • Şeker hastalığı
  • Böbrek yetmezliği
  • Karaciğer yetmezliği,
  • Metabolizma bozuklukları
  • Açlık, diyet, ağız kuruması, oruçlu olmak (Sıvı gıda eksikliklerinde vücuttaki yağ ve protein çözünmeye başlar, bu metabolizmanın yan ürünleri, kötü ağız kokusu olarak yansır).
  • Sarımsak, soğan, köri, balıklar ve bazı peynir türleri nefesi toksik bir yapıya dönüştürebilmektedir.
  • Sinüzit ve geniz akıntısı
  • Tükrük salgısının azalması: Tükrük ağız içindeki artıkları temizler ve bakterilerin üremesine engel olur. Bu salgıtı azaltan hastalıklarda veya sabah ilk uyanıldığında tükrük salgısı az olduğundan ağız kokusu daha çok olur.
  • Ağız içindeki aft, yara ve iltihaplar

Ağız Kokusu Tedavi Yöntemleri
Ağız kokusunun tedavisi, sebebin bulunmasına bağlıdır. Kesin bir sebep bulunursa bunun ortadan kaldırılması ağız kokusunun da tedavisi olacaktır. Eğer bademciklerle ilgili olduğu düşünülürse öncelikle bademcik iltihabına yönelik ilaç tedavisi uygulanabilir ancak genellikle kronik problem olduğundan bademciğe bağlı ağız kokularında bademciklerin alınması gerekir. 
Diş ve diş eti problemleri ağız hijyeninin doğru şekilde sağlanmasıyla ortadan kaldırılabilir. Dişlerin fırçalanması diş bakımı için yeterli değildir. Çoğu kişide diş fırçalanması bile tam anlamıyla yapılmamaktadır. Diş ipi çok faydalı bir temizleme yöntemidir. Diş aralarındaki artıkları temizler. Bazen dişlerin aralarında fırça ya da iple temizlenemeyecek cepler oluşur. Bu durum bazen dişin çekilmesini gerektirir. Ağız gargaraları da bakteriler üzerine etkili olduğu için ağız kokusuna olumlu etki yaparlar.
Eğer sinüzit ve geniz akıntısı gibi durumlar muayene ya da filmlerle tesbit edilirse buna yönelik ilaç ya da ameliyatla tedaviler uygulanır. Tükrük salgısını azaltan hastalıklar varsa bunlara yönelik tedaviler planlanır.  Gün içinde bol su içilmesi ağız kuruluğuna ve ağız kokusuna olumlu etki edebilir. Dilin fırçalanması, sarımsak ve soğan gibi koku verecek yiyeckelerden sakınılması, sigaradan uzak durulması faydalıdır. Akciğer, böbrek, karaciğer ve şeker hastalığına bağlı kokular az görülür ve genellikle asıl hastalığa bağlı diğer belirtiler ile beraberdir. Bu hastalıklardan şüphelenildiğinde hastanın ilgili branşlara yönlendirilmesi gerekir.
Ağız kokusuna Karşı Uyarılar ve önlemler
  • Elma, armut, havuç ve turp da nefes tazelemekte ve temizlemekte etkilidir.
  • Nane Filizleri
  • Tarçın veya nane aromalı sakız
  • Limon, limon şekerleri
  • Maydanoz
  • Anason, kakule, kişniş, rezene
  • Yoğurt, Gibi yiyecekler ve gıdalar ağız kokusunu önleme de yardımcıdır.

Ağız kokusunun tedavisi; ağız hijyenine dikkat etmek, diş ve dil fırçalamak, dişlerin arasını temizlemek, diş eti iltihaplarını tedavi ettirmek esaslarına dayanır. Ağız kokusu olan hastalar, sigara içmeyi azaltmaları için cesaretlendirilmeli, zararlı gıdalardan uzak durmalı, düzenli aralıklarla beslenmeli, diş doktorlarını düzenli aralıklarla ziyaret etmelidirler.

Dişler Nasıl Fırçalanmalı

Dişleri korumamızda en önemli savaşcımız diş fırçasıdır.Öncelikle diş fırçasının nasıl kullanılması gerektiğini öğrenmemiz ve kendimize uygun diş fırçasını bulmamız gerekir. Uygun fırça seçildikten sonra dişler en az günde iki kere düzenli olarak fırçalanır. Diş macunu ağza verdiği hoşa giden koku ve his nedeniyle diş fırçalanmasını kolaylaştırır. Diş parlatma tozları diş hekimi önerisi olmadıkça kullanılmamalıdır. Aşırı kullanımlar diş sağlığı açısından zararlıdır.

Diş fırçalanmasında fırçanın duruşu dışındaki temel hareket aynıdır: Fırça diş eti çizgisine eğimli olarak yerleştirilir. Bu durum bozulmadan küçük dairesel hareketlerle dişler fırçalanır. Daha sonra fırça, bir fırça boyu kadar kaydırılarak fırçalama sürdürülür.

1. Diş fırçası 45 derecelik açı yapacak biçimde tutulur ve diş eti hizasından başlanarak ağız boşluğuna doğru fırçalamaya başlanır. Dış yüzeylerden başlayan fırçalama sert darbeler halinde değil, yumuşak ve daireler çizecek biçimde, ön dişlerden arka dişlere doğru yapılmalıdır.

2. Daha sonra dişlerin iç yüzeyleri aynı şekilde fırçalanır. Bu işlemde fırça eğik tutularak, diş etinden ağız boşluğuna doğru hareket ettirilir.

3. Daha sonra dişlerin çiğneme yüzeyleri fırça düz olarak ileri geri hareket ettirilerek fırçalanır.

Fırçalama işleminin en az iki-üç dakika sürmesi gerekir. Sağlıklı diş etleri fırçalama sırasında kanamaz.

Diş fırçası kişiye ait bir araçtır, başkalarıyla paylaşılmaz. Diş fırçaları birkaç ayda bir, en geç altı ayda değiştirilmelidir. Gerektiğinde ara yüzlerin etkin olarak fırçalanmasını sağlamak üzere ara yüz fırçaları kullanılır. Bunlarla ilgili önerilerini almak üzere diş hekimine başvurmak gereklidir

Diş İpi Kullanımı

Diş ipi dişlerin sağlığı için mutlaka kullanılmalıdır.Çünkü Diş ipi, diş fırçasının ulaşamadığı sıkı diş aralarında kalan yiyecek artıklarının temizlenmesi açısından son derece gerekli bir araçtır. Çocuklara diş fırçalama öğretildiği yaşlarda diş ipi kullanımının da teknikleri anlatılarak öğretilmelidir.

Yemek artıkları en belirgin çürük sebebi olduğundan diş fırçalama sonrası dişler arasının ve diş ile diş eti çizgisi aralarının diş ipi kullanılarak temizlenmesi ihmal edilmemelidir.

Nasıl Kullanılır?

1. Diş ipinden otuz santimetre uzunluğunda koparılır ve bir kısmı bir elin orta parmağına, diğer kısmı öteki elin yine orta parmağına dolanır. Diş ipinin bir kısmı da ortada serbest bırakılır.

2.Ortada bırakılan kısım işaret parmağıyla geriye doğru itilerek dişler arasından geçirilir. Yalnız asla sert hareket etmemeli, aksi takdirde diş eti zarar görebilir. İpi dişlerin deiş eti kısımlarına doğru itilerek ağız boşluğu yönünde diş aralarını sıyıracak şekilde indirilir. Tabii ki diş etlerini kesmemek için yavaş hafif dokunuşlar olmalı.

3.Aynı şekilde yine bir parça diş ipi alınarak alt dişler içinde işlem tekrarlanır.                                                                                  

Ağızda Aft Oluşması

Aft ağız içerisinde sıklıkla yanak ve dudak mukozasında, dil üzerinde, yumuşak damakta, farenkste, diş eti üzerinde görülen solgun sarı-kırmızı hale ile çevrili oldukça ağrılı ülserleşmiş lezyonlardır. Toplumun %18-20 az ya da çok aft sorunu ile karşı karşıyadır. Bayanlarda daha sıklıkla rastlanır. Aft genellikle tek olarak seyretse de aynı anda birkaç bölgede birden görülebilmektedir.
Aftın oluş nedenini belirlemek için çeşitli araştırma yapılmıştır. Ancak aftın oluşumunu hızlandırıcı ve seyrini kötüleştirici birçok faktör faktör saptanmasına karşın oluş nedeni tam olarak belirlenememiştir.
Bu nedenle aft oluşumunu hızlandıran ve iyileşmesini geciktiren faktörlerden bahsetmek mümkündür.
Aft oluşumunda hangi faktörler önemlidir?
STRES
Günümüzde migren, yüksek tansiyon ve gastrit gibi birçok hastalığın nedenleri arasında kabul edilen stres aft oluşmasının en önemli nedenlerinden birisidir.
Hanımlarda premenstural gerginlik(adet öncesi dönem) de aft oluşumunu hızlandıran faktörlerdendir.
YİYECEKLER
Turunçgiller, sirke, turşu, patates cipsi, Tuzlu ve baharatlı çerezler gibi ağız mukozasını tahriş edebilen yiyecekler aft oluşumunu hızlandıran önemli faktörler arasında sayılmaktadır.Bunların yanı sıra bazı bünyeler için Alerjik olabilen kara buğday, çavdar, arpa, çikolata, fındık, kabuklu deniz hayvanları, soya, domates, bazı patlıcan, elma, incir, peynir gibi yiyecekle.de aft oluşumunu hızlandırırlar.
TRAVMA
Yanak dil dudak ısırma, sert yiyeceklerin tahrişi ve yumuşak olmayan diş fırçalama işlemleri ve iyi adapte olmayan protezlerin neden olduğu vuruklar aft için uygun zeminin oluşmasına yardımcı olurlar.
DİŞ MACUNU
Diş macunlarının temizleme özelliğini artırmak için köpük yapıcı olarak yapılarına katılan “sodyum lauryl sulhate’ ( SLS ) mukoza hücrelerinin yıkımını artıran tahriş edici bir kimyasaldır. SLS bu özelliği ile aft oluşumu üzerine direkt etkili olan bir Maddedir.
Özellikle aft sorunu olan kişilerin kullanabilmesi için günümüzde daha az oranda (%1.25) SLS içeren diş macunları üretilmektedir. (Tom’s of Maine Natural Toothpaste , Oral-B Sensitive Fluoride Toothpaste.)
SİSTEMİK HASTALIKLAR
Behçet Hastalığı: Genital ülser, konjuktivit, retinit, lokositoz gibi, birçok sistemik belirtiler yanında ağız içerisinde oluşan tekrarlayıcı aftlarla kendini gösteren bir hastalıktır.
Birçok malign ve otoümmin hastalıklarla birlikte de tekrarlayıcı aftlar görülebilmektedir.
DİĞER NEDENLER
B12 vitamini ve demir noksanlığı,sigara içme, tütün çiğnemenin gibi alışkanlıkların de aft oluşumuna katkıda bulunan önemli faktörler olduğu bilinmektedir.
TedaviAftlar herhangi bir tedavi uygulanmasa da genellikle 7-10 Gün sonra kendiliğinden iyileşmektedir. Aft sorunu ile karşı karşıya olanların aşağıda sıralanan işlemlerden birini yada birkaçını uyguladıklarında daha rahat bir periyot geçirmeleri mümkündür:
Ağrıyı azaltmak ve iyileşme periyodunu kısaltmak için:
1-Sıcak, asidik ve tahriş edici gıdalardan kaçınılmalır.
2-”2% hydrogen peroxide’ solusyonuna batırılan pamuk yada gazlı bez ile aft bölgesi temizlenebilir.
3-Su ile Karbonat karışımından hazırlanan ince yapılı bir krem aft üzerine sürülebilir.
4-Yarım bardak suya yarım kaşık Tuz ilavesi ile elde edilen solusyonla Günde üç kez gargara yapılabilir,
5-yemeklerden önce aft bölgesine “xylocaine’ solusyonu ya da ağız için hazırlanmış Anestezik kremler uygulanabilir.
6-Aft üzerine uygulanacak “orabase’, “Gly-oxide’, “Cankaid’,’Ambesol’ gibi ağız içi kremler uygulanabilir.
7-”sucralfate’ tableti ılık Suda eritip gargara yapılabilir.
8-Özellikle aftı başlangıç aşamasında “tetrasiklin’ tableti suda eriterek elde edilen solusyon ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.
9-Gene aftın başlangıç safhasında bölgeye bir topikal steroid “%0.1 lik triamcinalone’ uygulanması ya da steroidli bir gargara “betamethasone syrup’ ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.
10-”Chlorhexadine’ gargaralar iyileşme periyodunu kısaltır.
11-”Tetrasiklin’ şurup la hazırlanan 12,500 unite “nystatin’, 1.25 mg “diphenhydramine’, ve 0.25 mg/m “hydrocortisone’ karışımı ‘shotgun’ solusyonu olarak kullanılabilir.

Diş Çürüklerine Sebep Olan Maddeleri

ÇÜRÜK YAPICI MADDELER:
Diş Çürümesi yapan maddelerden en önemlisi Karbonhidrattır.Genellikle çok şeker kullanılan toplumlarda diğer toplumlara oranla daha çok diş çürükleri meydana geldiği tespit edilmiştir.
Yediğimiz Yemekler Neden Diş Çürümesine Neden Olur?
Bakteri plaklarında çoğalan mikroplar şekerli maddeleri parçalayarak asit yapımına yol açarlar. Bu asitler çürüğü başlatır, varolan çürükleri derinleştirir. Bu nedenle bakteri plağının oluşumunu engellemek kadar şekerli besinlerden ve özellikle dişlere yapışan türlerinden kaçınmak da yararlıdır.
Bakteri plağı ve yapışkan şekerli maddelerden korunmanın ana öğesi dişlerin fırçalanmaşıdır..

Diş Lekeleri Nasıl Temizlenir

Diş Lekeleri Nasıl Temizlenir.
Basit işlemlerle sorunu ortadan kaldırabilirsiniz.
Dişteki lekeler genellikle basit bir temizlik ile giderilebilir. Diş doktorları tarafından uygulanan diş taşı temizliği sonrasında polisaj denilen bir işlem uygulanır.
Polisaj işlemi dişlerin üzerine özel bir macun uygulayarak bir lastik yardımıyla dişleri daha beyaz hale getirme işlemidir. Polisaj işlemi sonrasında dişlerdeki lekeler çıkmıyorsa ya çürük vardır ya da diş lekesi derine işlemiştir.
Dişin içine işlemiş lekeleri temizlemenin yolu da diş beyazlatmadır. Dişte leke oluşumunu engelleyen birçok diş macunu bulunmaktadır. Bu diş macunları düzenli kullanıldıklarında olumlu sonuç vermektedir.
Özellikle sigara içen kişilerin dişlerinde görülen sararmayı önleyici özellik taşıyan ürünler oldukça etkilidir. Ama temel prensip mutlaka öğünlerden sonra dişleri fırçalamaktır.
Özellikle kahve gibi kafein içeren içecekler dişler üzerinde leke bırakır. Milliyet’te de yer alan habere göre, diş macunu seçerken florürlü ve dişi koruyucu maddeler olanları seçmek gereklidir.
Dişi aşındırıcı öğeler içeren diş macunları kesinlikle kullanılmamalıdır. Diş ipi kullanmak da çok önemlidir. Dişin arasında kalan parçacıklar dişin çürümesine ve kalıcı renk değişimlerine neden olabilir. Küçük yaştan itibaren uygun diş ipi kullanmak ve diş etlerini acıtmamaya özen göstermek yararlı olacaktır.

Yirmi Yaş Dişleri

Yirmi yaş dişi, 7 yaşından 25 yaşına kadar gelişmektedir.  9 yaşında radyografilerde de görülmeye başlayan yirmi yaş dişi, 14 yaşında “kuron” denen üst bölgesinin oluşumu tamamlanır.
16 yaşına gelindiğinde, kök oluşumunun %50’si tamamlanır. Bundan sonra çeneninde gelişimi ile beraber yirmi yaş dişi için yer oluşmaya başlar. 18 yaşında kök oluşumu tamamlanır. 24 yaşında, yirmi yaş dişlerinin %95’i bütün haraketlerini tamamlar. Bu aşamada diş ya çıkış yolunu takip edip sürmesini tamamlar, ya da farklı bir yöne doğru kendine çıkış yolu yaratmaya çalışır. Problemler, bu aşamaların herhangi birinde oluşabilir.
Farklı yöne çıkan, gömülü kalan veya herhangi bir patolojiye sebep olan bu yirmiyaş dişleri, neden normal seyirlerinde süremezler? Aslında bu durumu açıklamak için zaman içinde bir çok farklı açıklama yapılmıştır. Bunlardan bir kaçına örnek vermek gerekirse;
Yirmi yaş dişlerinden birden fazla kök varsa bunların farklı süreçte gelişmesi dişlerin normal seyrinde sürmemesini sebep olabilmektedir.
Diğer bir sebep ise diş genişliklerinin fazla, fakat çenedeki alanın az olmasıdır. Buna bağlı olarak diş sürmesini tamamlayacağı alana ulaşamaz.
Gelişim sırasında oluşan sıkıntılar da bu sebeplerin içinde sayılabilmektedir.
Peki her yirmi yaş dişi çekilmeli midir? Veya hangi yirmi yaş dişi çekilmelidir?
Maalesef gömülü yirmi yaş dişi, genelde hastalarda çok ciddi problemlere sebebiyet verir. Örnek vermek gerekirse,  yarı gömülü yirmi yaş dişinin çevresinde oluşan iltihapın (perikoronitis) sebep olduğu, çok ciddi ağrı tablosu
Çevre dişlerde çürük oluşumuna sebep olma
Dişlerde sıkışıklık dolayısıyla şekil bozukluğuna yani ortodontik problemlere sebep olma
Yirmi yaş dişi kaynaklı kist veya tümör oluşumuna zemin hazırlama
Bulunduğu bölgedeki kemiği enfeksiyon benzeri oluşumlarla eritme
Çene kırığına sebep olabilme
Açıklanamayan ağrı tablosu , yirmi yaş dişlerinin oluşturabildiği problemlerin başında gelmektedir. Ama bu bütün risklere rağmen biz “Bütün yirmi yaş dişleri çekilmelidir.” gibi bir tespit yapamayız.  Eğer bir yirmi yaş dişi sürmüşse ve aktif olarak kullanılıyorsa veya gömülü yirmi yaş dişi herhangi bir probleme ne hasta açısından ne de diş hekimi açısından neden olmuyorsa, çekimi zorunlu değildir.
Fakat gömülü olan bir yirmi yaş dişi ne yazık ki patlamaya hazır bir bomba gibidir. Yapmamız gereken altı aylık düzenli kontroller için diş hekimimize gitmemiz ve bu kontrollerde düzenli olarak yirmi yaş dişlerimizi net olarak gösteren radyografiler aldırmamızdır.
Yirmi yaş dişinin çekimine karar verilmesi durumunda, diş çekimi yapılacak alan sterilizasyon kurallarına uygun olarak hazırlanmalı, alana lokal anestezi uygulanmalı ve dişin çekimi cerrahi prensiplere göre uygun olarak yapılmalıdır.
Yirmi yaş dişi çekimi sırasında hastalarımızın en büyük korkusu, herhangi bir ağrıyı hissetme düşüncesidir. Lokal anesteziler, beyin ile çekim alanı arasındaki sinir iletilerini bloke ettikleri için böyle bir olasılık, doğru uygulanmış bir lokal anestezi ile mümkün değildir. Fakat dokunma ve baskı duyusu sadece genel anestezi ile bloke olduğundan, hasta dokunma ve baskı duyusunu hisseder. Bu, ağrıyla çok karıştırılan bir duyudur. Bu sebeple hastanın ve hekimin bunun ayrımına iyi varması gerekmektedir.
Yirmi yaş dişinin cerrahi çekimi sonrası, reçete edilen ilaçlar düzenli ve zamanında kullanılmalıdır. Ağıza gelen kan kesinlikle tükürülmemelidir. 24 saat süreyle  tütün ve tütün ürünleri tüketilmemelidir. Sıcak yiyecek ve içeceklerin tüketiminden kaçınılmalıdır. Operasyon sonrası o bölgeye yüzün dışından soğuk kompres uygulaması, operasyon sonra şişliği en aza indirecek bir durumdur.
Sonuç olarak düzenli Diş Hekimi kontrolü sizi bir çok sıkıntıdan erken teşhisle kurtaracaktır. Hastanın operasyon sonrası düzgün uygulacağı bir bakım en az doğru cerrahi teknik uygulanması kadar önemlidir. (Habertürk)

Diş Eti Hastalıkları

Diş Eti Hastalıkları
Diş Eti Hastalıkları günümüzdeki en çok rastlanan ağız hastalıklarından biridir.Dişin diş eti dışında görünen bölümü diş minesi denilen sert bir tabaka ile kaplanmıştır. Bunun altında daha yumuşak bir yapı vardır. En içte ise diş özü vardır. Burada bol miktarda damar ve sinir bulunur. Diş gövdesi diş etine ve onun altındaki kemiğe girdiği bölümde daralır. Bu bölüme dişin boyun bölümü denir. 
Çene kemiği içinde kalan bölümüne ise dişin kök bölümü adı verilir. Diş kökü diş yuvasında çene kemiğine özel doku uzantıları ile sıkıca bağlanmıştır. Diş eti hastalıkları, diş çürükleri ağız kokusuna neden olabilir. Ağız kokusu olduğunda nedeni araştırılmalıdır.
Diş eti hastalıkları en önemli diş sağlığı sorunları arasındadır. Ağız hijyeninin bozukluğu ile yakından ilişkilidir. Başlangıç döneminden itibaren diş etleri kolay kanar. Diş eti kanamalarında diş hekimi muayenesi zorunludur. Diş etleri, diş yuvaları ve ağız tabanındaki iltihaplanmalar genel olarak diş eti hastalığı olarak bilinmektedir. Diş üzerindeki plaklar bunun en önemli nedenidir. Tedavi edilmeyen diş eti iltihapları çene kemiğinin de iltihaplanmasına ve zarar görmesine yol açabilir.Diş çürüğü, diş eti hastalıkları, sinüzit, bademcik iltihabı, solunum sistemi hastalıkları, sindirim sorunları, ağız bakım yetersizliği ağız kokusuna neden olabilir. Bu hal, sosyal ilişkileri de etkiler. Bazı metabolizma hastalıkları da ağızda kendine özgü kokular yapabilir.

Dişlerdeki Anormallikler

Doğuştandırlar; yani doğumdan önceki ya da doğum sırasındaki bir nedene bağlıdırlar ve çoğunlukla kalıtımla geçerler. Çok sık raslanan diş anormallikleri, biçim, boyut, sayı, çıkış ve yerleşme anormallikleri diye sınıflandırılabilirler (bir kişide,birkaçı birarada bulunabilir). Şimdi dişlerin bazı oluşum ve çıkış özelliklerini anımsayalım.
İlk süt dişi taslağının oluşumu, dölyatağı içi yaşamın 6. haftasında başlar. Diş taslağı başlangıçta et kıvamındadır; zamanla önce taç parçası,sonra kök kireçleşir.
Aynı cins dişler çift olarak belirirler. Alt çene dişleri, üst çene dişlerinden önce çıkarlar. Geçici dişler 20 tanedir; bunlara süt dişleri denir; her yarım çenede 1 orta kesici, 1 yan kesici, 1 köpekdişi ve 2 azı dişi bulunur. 7.-8. ayla 20.-30. ay arasında belirirler. Sürekli ya da kalıcı dişler 32 tanedir; her yarım çenede 1 orta kesici, 1 yan kesici, 1 köpekdişi, 2 küçük azı dişi ve 3 büyük azı dişi (en arkadakine akıl dişi ya da 20 yaş dişi denir) bulunur. Kalıcı dişlerin çıkışı 6.-7. yılda, birinci büyük azı ile başlar; 7.-9. yıllarda kesiciler, 10.-12. yılda küçük azı ve köpekdişleri, 17.-25. yılda üçüncü büyük azı dişi (20 yaş dişi) çıkar.
BİÇİM ANORMALLİKLERİ
Kalıtımsaldırlar ya da nedenleri bilinmez.
Teşhis Biçim anormallikleri iki gruba ayrılırlar: Bölümsel anormallikler, tam anormallikler. Bölümsel anormallikler de kendi aralarında taç parçası anormallikleri ve kök anormallikleri diye ikiye ayrılırlar. Taç parçası anormallikleri, taç parçasının bütününde (akıl dişi bir koni biçimini alabilir) ya da bir dişin çıkıntılarında (yani uçlarında) görülürler: Özellikle kesici dişler ve köpekdişlerinde, dişin dile bakan yüzünde küçük bir tümsek belirir. Birinci üst büyük azı diş düzeyinde de çoğunlukla, Carabelli çıkıntısı diye adlandırılan ek bir sivrilik saptanır.
Kök anormallikleri
Çok raslanırlar ve kanalların tedavisi ile diş çekimleri açısından teşhisleri önemlidir. Köklerin kanca ya da süngü biçimi almasıyla, sayılarının azalması ya da çoğalmasıyla yansırlar. Köpekdişinin 2 kökü olabilir. Küçük azı dişlerinin kök sayıları değişiktir; normal olarak üst çenede 3′er, alt çenede 2′şer kökleri olan büyük azı dişlerinin kök sayısıysa 5′e kadar varabilir. Kök sayısında en çok değişiklik görülen diş, 20 yaş dişidir.
Özellikle kalıcı dişlerde, taç parçası ve kökte görülürler. Böylece diş biçimsiz bir kütle oluşturur ve bazen her iki benzer diş (sağ ve sol) birbirine değerler. Diş çiftlenebilir, yani iki ya da üç’ parçaya bölünebilir. İki diş arasında bölümsel ya da tam bir kaynaşma oluşabilir.
Evrim
Biçim anormalliği gösteren dişlerin yaşama süresi, normal dişlerinkiyle aynıdır.
Bununla birlikte tümsek oluşumu gösteren bir diş, çürümeyi kolaylaştırır. Kök anormallikleri, diş herhangi bir hastalığa (çürük, diş-diş yuvası eklemi iltihabı, diş destek dokusu hastalıkları) yakalanır, sa, tedavi konusunda bazı sorunlara yolaçabilirler. Tam anormalliklerde diş hekimini iki yönden uğraştırırlar:
— atipik biçimli bir kesici diş sözkonusuysa estetik yönden;
— küçük azı-büyük azı düzeyindeyse (çiğneme bozulabilir) işlevsel yönden.
Ayırıcı teşhis
Taç parçası anormalliği ya da tam anormallik gösteren dişlerin, her zaman atipik biçim gösteren fazladan dişlerle karıştırılmaması gerekir.
Tedavi
Biçim anormalliği olan bir diş, köklerin sayısı bilinmediğinden sakınımlı tedavi edilmelidir. Her türlü.girişimden, özellikle de her türlü diş çekiminden önce, röntgen filmi almak gerekir.
BOYUT ANORMALLİKLERİ
Nedenler
Dişin boyutları, diş taslağının boyutlarıyla belirlenmiştir. O halde boyut anormallikleri, dişlerin kireçlenmesinden önce oluşmaktadır.
Genellikle kalıtımsal oldukları düşünülmektedir.
Teşhis
Dişlerin boyutları ortalama olarak ele alınır. Aslında, insanların değişik büyüklükte ve genellikle yüz ve boy büyüklüğü ile orantılı dişleri vardır. Bu arada, devlikte ya da cücelikte olduğu gibi, çene kemikleri normal boyutu koruduğu halde, diş boyutlarında bazı değişiklikler olabilmektedir.
Cücelikte (küçük dişillik), dişlerin boyut azalması genel olabilir ya da yalnızca koni ya da «pirinç tanesi» biçimini almış üst yan kesicilerde ve üst akıl dişlerinde görülebilir.
Biçim anormalliği. Üst kesici dişlerde taç parçası biçim anormalliği. Taç parçasının alt bölümü daralmış görünmektedir.
Devlikte (büyük dişillik) boyut büyüklüğü, özellikle orta kesici dişlerle köpekdişlerinde görülür.
Evrim
Çene kemiklerine göre çok büyük ya da çok küçük dişlerin çıkması, yer yokluğu nedeniyle, dişlerin kötü yerleşmesine ya da aralıklara (dişler arasında çirkin görünüşlü boşluklar) yolaçar. Tek tek «dev» dişlerin belirmesi «at gibi» bir gülümsemeye yolaçar.
Tedavi
Boyut anormallikleri, kötü yerleşmelere neden olurlarsa, diş çekme, genişletme, yerinde tutma gibi işlemlerle, dişleri işlevsel açıdan ve estetik açısından normal duruma getirmekle tedavi edilirler.
SAYI ANORMALLİKLERİ
Dişlerin sayıları, ya azalma ya da artma yönünde bozulabilir.
Sayı anormalliği. Çok büyük sayıda diş ve diş tomurcuğu bulunmasına bağlı bir diş kalabalığım gösteren röntgen filmi.
Nedenler
Genellikle sayı anormallikleri, özellikle de diş eksikliği kalıtımsaldır ve cinse bağlıdır. Bu arada gebelik sırasındaki kızıl ve kızamık ile bazı içsalgı bezlerinin yolaçtığı bazı doğuştan nedenler de vardır. Mongolizmde ve tavşan dudaklı çocuklarda diş sayısı anormallikleri oranı çok yüksektir. Atom ışınları da bozukluklara neden olabilir (Hiroşima’da saptanmıştır).
Teşhis Azalma yönünde sayı anormallikleri
Yalın bir diş taslağı körelmesi, çıkış gecikmesi, diş taslağı yokluğu (oluşum eksikliği), hattâ kuraldışı bir durum olarak bütün diş taslaklarının yokluğu (adonti) biçiminde olabilir.
Geçici dişlerde, çoğunlukla 2. büyük azı dişi (genellikle her iki yanda) yoktur. Bu durumda, 2. küçük azının yokluğuyla, kalıcı dişlere de yansır.
Kalıcı dişlerde bu anormalliğe sık raslanır; çoğunlukla kalıtımsal ve iki yanlıdır. En çok 20 yaş dişlerinin, daha sonra da üst yan kesici dişlerin ve alt 2. küçük azı dişlerinin yokluğu gelir. Yirmi yaş dişi dışında, kalıcı bir dişin yokluğu, ya alttaki kalıcı taslağın olmaması yüzünden düşmemiş bir süt dişinin kalmış olması ya da süt dişi düştüğü zaman, kalıcı dişler arasında anormal bir aralık (boşluk) biçiminde kendini gösterir. Kalıcı dişin yokluğu, çene kemiği içinde gömülü kalması ya da çıkış gecikmesi röntgen filmiyle saptanır.
Artma yönünde sayı anormallikleri
Diş laminasına (diş taslaklarını üreten organ) asılı ve normal olarak körelip yitmesi gereken bir ya da birçok diş tomurcuğunun kireçleşmesiyle oluşurlar. Biçimleri normalse «artı dişler», biçimleri normal değilse «fazla ya da fazladan» dişler diye adlandırılırlar.
Hiçbir şeye benzemiyor ve mineyle kaplı diş incisine dönüşmüşlerse, dişsi oluşum (odontoyit) adını alırlar. Artı dişler, ya çene kemiği içinde kalarak çıkışları sırasında enfeksiyonlara neden olurlar, ya diş kemerinin içinden ya da dışından çıkarlar ya da normal komşu dişle kaynaşırlar. Henüz çene kemiği içinde bulunan artı dişi röntgen filmi gösterir.
Evrim
Diş eksikliklerinde, dişlerin yokluğu çoğunlukla arka tarafta kenetlenme bozukluklarına, ön tarafta da çirkin bir görünüme yolaçar. Diş eksikliklerine günden güne daha sık Taşlanmaktadır. Çoğunlukla 2. üst kesici diş, 2. küçük azı dişi, özellikle de 3. büyük azı dişi (20 yaş dişi) eksik bulunmaktadır. Bu olay, bir yandan günümüz insanlarında çene uzunluğunun küçülmesine, öte yandan da günden güne daha yumuşak ve çiğnenmesi kolay besinler alınmasına bağlıdır.
Bir diş kemerindeki artı dişlerse kenetlenme bozukluklarına yol açarlar; ama asıl zarar estetiktir; çünkü, artı diş çoğunlukla kesici bir diştir. Çene içinde gömülü kalma, uzak organlarda birçok bozukluklara yolaçar.
Ayırıcı teşhis
Diş eksikliğinin, çene kemiği içinde gömülü kalmış bir dişten, yalın bir çıkma gecikmesinden, hattâ önceden çekilmiş ve çekildiği unutulmuş bir dişten ayırdedilmesi gerekir. Çoğunlukla süt dişleri ile kalıcı dişler, özellikle azı dişleri düzeyinde karıştırılırlar.
Gerçek bir diş eksikliği, röntgen filmiyle kesinlik kazanır. Ayrıca, bazı hastalarda kalıcı diş çıktığı halde, süt dişi hâlâ diş kemeri üstünde kalır. Bu durumda da, kalıcı diş, artı dişle karıştırılmamalıdır.
Tedavi
Çok sayıda diş eksikliğinin neden olduğu kenetlenme bozuklukları ve çirkin görünüm, çocuklarda protezle birleşik ya da protezsiz, erişkinlerde ise yalnızca protezle birleşik bir çene ortopedisi (ortodonti) yardımıyla tedavi edilir. Çene kemiği içinde gömülü kalmış ya da çirkin görünüşlü artı dişler çekilmelidir.
ÇIKIŞ ANORMALLİKLERİ
Çıkış (sürme) zamanıyla ilgili (erken ya da geç çıkış) anormalliklerdir. Her 2 diş kemerinde de görülebilirler.
Nedenler
Geçici dişlerin erken çıkması, diş taslaklarının erken oluşumuna bağlıdır. Kalıcı dişlerde, çoğunlukla tek başına Bulunan bir anormalliktir ve yalnızca bir dişte görülür.
Geç çıkışa, erken çıkışa oranla daha sık raslanır. Tek bir geçici dişin geç çıkması, genellikle mekanik bir nedene bağlıdır; birçok geçici dişin geç çıkmasının nedeni ise, genel bir rahatsızlıktır (raşitizm, içsalgı bezleri bozuklukları). Kalıcı dişlerde, bir dişin çıkış gecikmesi çoğunlukla yer yokluğundandır (ya çene kemiğinin küçüklüğü ya da geçici dişin erken çekilmiş olması).
Teşhis
Doğumda dişlerin erken çıkması, çok uzun süredir bilinmektedir. Kalıcı dişlerde bu olay, kişinin yapı sağlamlığını kanıtlamaz. Çıkış (sürme) gecikmesi röntgenle saptanır.
Evrim
Erken çıkış hiçbir sorun doğurmaz.
Çıkış gecikmesi, dişlerin belirme düzenini bozar ve tam bir kapanmayı engelleyen diş-çene kemiği konum bozukluklarına yolaçar.
Ayırıcı teşhis
Geçici bir dişin erken çıkması (sürmesi) itici diş tomurcuğu iltihabından ayrılmalıdır. İtici diş tomurcuğu iltihabı, kan ya da ağız yoluyla gelen bir enfeksiyona bağlı olarak diş tomurcuğunun yalancı erken çıkışıdır. Diş tomurcuğu, iltihaplı bir dişetinin ortasından büyük bir hızla çıkar (günde 2-3 mm). Ama kökü yoktur ve çocukta ateş yükselmesi, mide-barsak bozuklukları vardır.
Kalıcı dişlerin geç çıkışı, belirli bir yaştan sonra içerde gömülü kalma diye nitelendirilir. 10-12 yaş arasında çıkması gereken üst köpekdişi, 14 yaşında hâlâ çıkmamışsa, içerde kalmış diye nitelenir; bu yaşta çekilen röntgen, dişin çene kemiği içindeki varlığını, yerini, hattâ yokluğunu gösterebilir.
Tedavi
Geç çıkmış dişlerin neden olduğu diş-çene kemiği konum bozuklukları, çenealtı ortopedisiyle tedavi edilir.
Yerleşme anormalliği. Bu kesici diş, ağız boşluğunun dış bölümü içinde gelişmiştir ve mutlaka çekilmesi gerekmektedir.
YERLEŞME ANORMALLİKLERİ
Dişin, öteki dişlere göre konumuyla ya da yönüyle ilgilidirler.
Nedenler
Geçici dişlerin çıkışında, üst orta kesici dişler, bir aralıkla ayrılmış olabilir; bu aralık normalde, sonraki yıllarda giderek kapanır; kapanmaması bir anormalliktir. Aralığın kapanmadan kalması, küçük çenelilik, yan kesici dişin yokluğu, içerde gömülü kalmış artı diş bulunması, dudak gemciğinin büyümesi gibi yerel nedenlere, raşitizm, salgı bezi. bozuklukları (hipofizle ilgili) gibi genel nedenlere ya da kalıtıma bağlıdır.
Teşhis
Geçici dişler birbirlerinden normal olarak ayrık iseler, üst orta kesici dişler arasındaki uzaklığı gözlemek gerekir. Ayrıca, bazen dişlerin yer değiştirmelerine de raslanabilir: Köpekdişi diş kemeri üstünde, 2 küçük azı dişi arasında bulunabilir. Daha sık olarak, çıkış sırasında dişler diş kemerinin dışına doğru yer değiştirirler. Böylece, diş kemerinin dışında ya da diş kemerine çok uzak bir noktada (damar, sinüs, köpekdişi çukuru) dişler görülür. Bu anormalliğin en sık görüldüğü diş, köpekdişidir. Dişlerin yer değiştirmeleri, dişlerde yerleşme bozukluklarına, bazen de diş destek dokusunda yaralaşmalara yolaçarlar.
Evrim
Kesici dişlerarası aralık, çoğunlukla çirkin görünüm dışında sorun doğurmaz. Dişlerdeki konum bozuklukları hem işlevsel açıdan, hem de görünüm açısından zararlıdırlar.
Ayırıcı teşhis
Röntgen yardımıyla, yer değiştirmiş dişler ve eksik dişler birbirinden ayırdedilmelidir.
Tedavi
Dudak gemciği ancak, önemli bir zarar durumunda kesilmelidir.
Bu düzeydeki bütün artı dişler ve kemik içinde gömülü kalmış köpekdişleri çekilmelidir. Çekilen köpekdişleri, yeniden yerlerine yerleştirilmeli ya da çekilmeden bir yay ya da tel sistemiyle doğal yerlerine yaklaştırılmalıdır.

Diş Taşı Neden Oluşur ve Tedavisi

Yenilen yemekler sonrasında aksatılan diş temizliği durumlarda kırıntılar dişler arasında toplanır ve zamanla burada diş taşları oluşur. Genel olarak dişlerin üzerinde damkların alt bölgesinde oluşurlar.
Diş taşı nasıl temizlenir?
Ağız içinde,dişler üzerinde,dişler aralarında diş taşı haline dönen ve içerisinde mikroplar oluşan bu birikintiler,ortalama 48 saat zarfında ağız ortamından diş fırçalarıyla çıkarılamayacak duruma gelir.
Hasata bunu hiçbir şekilde ağız ortamından uzaklaştırılamaz.Bunun için özel aletlerini kullanan bir diş hekimine ihtiyaç vardır.

Diş Çürümelerinin Başlıca Nedenleri

Diş Çürümelerinin Başlıca Nedenleri kısaca şu şekilde sıralanabilir
1- Diş ipinin önemi Sadece diş fırçalamak ağız temizliğinde tek başına yeterli değildir. Diş fırçasının ulaşamadığı diş araları diş ipi kullanılarak temizlenebilir.
2- Şekersiz sakızı tercih edin Sakız çiğnemek gibi bir alışkanlığınız varsa şekersiz sakızları tercih edin. Çünkü tükürük akışını hızlandırıp, ağzın temizlenmesine yardımcı olur
3- Sigara kullanımı Sigara içmek ağız kuruluğundan Ağız Kokusuna, dişlerin sararmasına hatta Ağız Kanserine kadar birçok hastalığa sebep olabilir.
4- Sürekli kahve molası Gün boyu kahve, çay içme ve atıştırma alışkanlığı, ağızda Asit salgılayan bakterileri aktive ederek bu bakterilerin diş yüzeyinde yaşamasına ve dişleri çürütmesine neden olur. Çay ve kahve şekersiz tüketilmeli ya da bu içeceklerin yerine süt ve süt ürünleri tercih edilmeli.
5- Yemek dışında tüketilen tatlı tatlıların yemek öğünleri içerisinde tüketilmesi diş sağlığı için önemlidir.
6- Su ihtiyacı Yemek yedikten sonra diş için yapılacak en iyi şey su veya süt içmektir. Yemek sonrası içilen bir bardak su, yemek parçalarını ağızdan uzaklaştırır ve ağızdaki asidik ortamı nötrler. Ayrıca süt içmek dişte kalsiyum oluşumunu artırır.
7- Çiğnenemeyen tatlılar: Sakız, yapışkanlı tatlılar ve kuruyemişten mümkün olduğunca uzak durulmalı. Yenildiği takdirde ise dişlerden arınıdırma işlemi titizlikle yapılmalıdır.
8- Meyve ve sebzeden kaçmayın Meyve ve sebzelerin içerdiği vitaminler dişetleri için çok önemlidir. Ayrıca elma gibi sert meyve ve sebzelerin ısırılarak tüketilmesi, ön dişlerde Mekanik temizliği sağlar.
9-  Diş fırçalama Ağız sağlığının en önemli bakımı dişleri fırçalamaktır. Dişler her yaşta, Günde en az iki kez fırçalanmalıdır. Diş fırçası üç aylık periyotlarla yenilenmeli, dişler fırçalanırken fırça kuru olmalıdır.

21 Şubat 2012 Salı

Diş Çürümesi


DİŞ ÇÜRÜMESİ:
Diş çürüğü günümüzün belki de en yaygın hastalıklardan biridir. Toplam nüfusun yüzde” 90′ında görülür. Bu yaygınlığıyla yalnız kişilere değil toplumsal yaşama da büyük zarar verir.

NEDENLERİ
Kimyasal kuram olarak bilinen bir gö­rüşe göre çürükler ağızda biriken besin artıklarından kaynaklanır. Bu artıklar ayrışırken açığa çıkan asitler diş doku­sunun mineral bileşimim parçalar. Bak­teri kuramına göre ise minenin organik bölümünün parçalanmasından bazı bak­teriler sorumludur. Bunu izleyen ikinci aşamada mineral bölüm parçalanır. Bu iki ayn yaklaşımı birleştiren daha yeni bir kurama göre yiyecek artıklarında üreyen bakteriler asit üreterek, dişin mi­neral desteğini parçalamaktadır. Ağız boşluğundaki tükürük salgısının orta­mın asitliğini düzenleyici bir etkisi var­dır. Ama bu etki bakterilerin oluşturdu­ğu diş plakları karşısında yetersiz kalır. Plaklar ortamı asitleştirir ve çürüklerin oluşmasına yol açar.
Diş çüremesine ilişkin olarak öne sürülen bu görüşler ağız temizliği konusunda bilimsel çalışmaların başlamasını sağladı. Sonunda diş fırçalan ve diş macunlan günlük yaşama girdi. Çürü­meyi engellemek için minenin belirli bölgelerinde laktik asit birikiminden sorumlu olan plağın ortadan kaldınlması gerektiği sonucuna varıldı.
Son dönemde ise tükürük kuramı ortaya atıldı. Bu kurama göre çürük, di­şin dışındaki biyolojik sıvı olan tükürük ile içteki organik sıvılan ayıran yan ge­çirgen bir zar gibi işlev gören karmaşık bir sürecin ürünüdür. Bu nedenle doku yıkımına yol açan hastalıklar, vitamin yetmezlikleri, enfeksiyonlar ve zehir­lenmeler organizmanın dolaşımdaki sı­vılarını değişikliğe uğratırken etkilerini dişte de gösterirler. Çürüklerin yerel nedenleri, kalıtsal ya da edinilmiş yat­kınlığa bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bu yaklaşıma göre aşağıda belirtilen etken­ler çürüklerin önlenmesinde büyük önem taşır: Minerallerce zengin beslen­me, vitaminler, gebelik ve ilk çocukluk döneminde bol protein alınması, kar­bonhidrat ve şeker alımının sınırlandı­rılması ve ağız bakımına özen gösterilmesi. Ağız balamı özellikle plak gelişi­mini Önlemeye yönelik olmalıdır. Plaklann, tükürük ve dişetlerindeki iltihaplı doku sızıntısından kaynaklanan bir çe­şit jelatinsi zar üzerinde yaşayan küçük bakteri kolonilerinden oluştuğu bilin­mektedir. Dişetlerinin de diş hastalıkla­rının ortaya çıkmasında büyük önemi vardır. Çürüğe ve diş çevresindeki has­talıklara neden olan bakteriler, plağa yapışmadıkça zararlı bir etki göstere­mezler. Bu nedenle plağın ortadan kal-dınlması çok önemlidir.

BESLENMENİN ÖNEMİ
Değişik beslenme alışkanlıkları olan halklar arasında yapılan istatistikler beslenmenin diş çürüklerinin oluşma­sında önemli bir rol oynadığını göstermistir. Beslenme düzenleri doğal besin­lere dayanan topluluklarda, diş çürükle­rinin sıklığı belirgin ölçüde düşüktür. Avrupa’da II. Dünya Savaşı sırasında diş çürümelerinin azaldığı görülmüştür. Ama savaştan sonra gene savaş önce­sindeki orana ulaşılmış ve savaşın ar­dından dört beş yıl geçtikten sonra bu oranın daha da yükseldiği belirlenmiş­tir.
Savaş yıllarındaki azalma büyük olasılıkla doğal besinlere dayalı beslenmeyle ilişkilidir. Sonraki artış ise 1944-48 arasında doğanlarda, ekonomik bu­nalım sonucu gelişen yaygın raşitizme bağlı olabilir. Diş çürümesinde, katı ve sıvı besinler arasındaki oran, yanlış beslenme alışkanlıkları ve hatta coğrafi, jeolojik, ekonomik ya da toplumsal du­rum bile etkili olabilir.Sert ve çiğ gıdaların dişlerde temizleyici etkisi vardır. Bunlar ayrıca dişle­rin destek dokulannı da güçlendirir. İş­lenmiş ve yumuşak gıdaların beslenme­deki oranının yükselmesi çiğneme işle­vini azaltarak hem diş çürümesinde ge­nel bir artışa, hem de yakın zamana de­ğin sağlamlığını koruyan kesicidişlerde çürüklerin görülmesine neden oldu. Belli bir sertliği olan yiyeceklerin çiğ­nenmesi, kesicidiş uçlarının ve burada­ki pürüzlerin aşınmasına yol açarak za­manla çiğneme yüzeylerini düzleştirir ve besin artıklarının birikerek çürüme sürecini başlattığı noktalan ortadan kal-dınr. Uygar toplumlarda sert ve çiğ gı­dalarla beslenen halklarda görülen tipik aşınmış dişlere rastlamak giderek zorlaşmaktadır, Karbonhidratlarca zengin bir bes­lenmenin de çürük oluşumunu kolay­laştırdığı bilinir. Uzun süre çürüklerin başlıca nedeni olarak şekerin mayalan­masından oluşan asitler gösterilmiştir. Günümüzde çürüme etkenlerinin çok daha çeşitli olduğu bilinmektedir. Bu süreci yaratan nedenler çok değişiktir ve uzmanlar arasında hâlâ tartışma ko­nusudur.


YERLEŞİM
Diş çürümesi tam olarak bilinmeyen, hâlâ belirsizlikler taşıyan bir süreçdir. Hızlı gelişen ve geniş doku yıkımına yol açan çürüklerin çok bakımsız ve hastalıklı ağızlarda görüldüğü bilin­mektedir. Bu nedenle çürüğe yatkın ya da dirençli ağızlardan söz edilebilir. Ama çürüğe karşı gösterilen direncin ağız genelindeki savunma mekanizmalarına mı, yoksa dişin kendi direncine mi bağlı olduğu bilinmemektedir.
Alt birinci büyük azıdişleri, gençlik döneminden başlayarak çürümenin en çok görüldüğü dişlerdir. Çürüme daha sonra giderek azalan oranda üst birinci büyük azılar ile ikinci büyük azılarda, en az olarak da alt kesicidişlerde görü­lür. Çürük en çok dişin taç çıkıntıları ansmdaki derin oluklarda ve dişler ara­sında kalan bölgede gelişir. Dişin bo­yun kısmındaki çürüklere de oldukça sık rastlanır. Bunlar genellikle vücudun zayıf düşmesine yol açan organik hastalıklarla ilişkilidir. Bazen çok sert bir fır­çanın kullanılmasına da bağlı olabilir­ler. Mekanik etki diş minesini yıprata­bileceği gibi, dişetini de yaralayarak çe­kilmesine yol açabilir. Böylece çürüğe direncin daha az olduğu mine-sement sınırı ortaya çıkar.
Çürüğün dişe geniş biçimde yayıl­ması seyrek olarak, yalnızca dişin aşın ölçüde mineral yitirdiği organik hasta­lıklarda görülür. Bu hastalıklar dişin sa­vunma mekanizmalannı zayıflatarak bakterilerin yerleşmesini kolaylaştırır.
ÇÜRÜK TİPLERİ
Çürüme mine katmanında küçük bir lezyonla başlar ve mine katmanım aşa­rak dentine ulaşır. Bu dokuda daha hızlı ve kitlesel olarak yayılır. Sement ve mi­neye uzanan dentin kanalcıklan çürü­ğün sızmasını kolaylaştınrken mine ka­dar sert olmayan dentinin mineral tuzla­rını içeren organik yapısı çok daha hızlı biçimde yıkıma uğrar. Sonuçta minedeki küçük bir yangın altında yumuşamış bir doku bölgesi oluşur. Bu bölgenin koyu rengi minenin saydamlığı nede­niyle kolayca görülebilir. Sert bir besi­nin çiğnenmesi ya da çürümüş dentin bölgesinin çok genişlemesi, üstteki mi­ne katmanının parçalanmasına neden olur ve çürüme yeri bir yarıkla açığa çı­kar. İçten oyulan bu çürük tipinde, çü­rük bölgesi büyük ölçüde mine katmam bozulmadan genişler. Gelişme hızlıdır. Çünkü yiyeceklerin çiğnenmesi, tükü­rük salgısı ve diş bakımının sağladığı temizlikten uzak kalan bu çürüme odağı serbestçe gelişme fırsatı bulur. Dişin boyun bölgesi çürükleri gibi bazı yü­zeysel çürükler ise olduğu gibi kalmış izlenimi verecek Ölçüde yavaş ilerler.
Genel olarak çürükler, çürüme süre­cinin dişözü ya da diş sinirinden uzaklı­ğını belirtmek için yüzeysel, orta derin­likte ve derin çürükler olarak sınıflandı­rılır.
Başlangıç evresinde yüzeysel çürük­ler yalnızca dentin katmanının en üst bölümünü ve mineyi etkiler. Orta dü­zeyde çürüklerde ise dentin önemli öl­çüde etkilenir. Dentin boyunca yayılmış olan derin çürüklerde ise dişözü (pulpa) mikrop kapar ve tedaviye başlanmazsa buradaki doku ölümüyle birlikte enfek­siyonun daha derinlere inme yolu açılır.
Yüzeysel çürüklerde ağrılı belirtiler genellikle görülmezken, orta derinlikteki çürükler ısı değişimlerine (sıcak, soğuk) ya da bazı yiyeceklere (tatlı, asitli vb) karşı duyarlı olabilir. Bu uyaranların do­ğurduğu ağn, uyaranın ortadan kalkma­sıyla yok olur. Derin çürüklerde dişözü-ne bakteriler bulaştığından ağn kendili­ğinden ya da uyanlardan sonra ortaya çıkabilir. Ağn şiddetlidir ve birden başlar! Hasta ağnyan dişini belirlemekte güçlük çeker. Enfeksiyonun dişözüne yeterince yayılmadığı durumlarda, ağn giderek azalıp yok olur. Ağrı genellikle gece sa­atlerinde vücut yatay konumdayken or­taya çıkar. Çünkü bu konumda başa da­ha çok kan gider. Enfeksiyon dişözüne iyice yayılıp irinleşmişse, çok şiddetli olan ve çevreye de yayılan zonklayıcı ve sürekli bir ağn görülür.
Ağnnın özelliklerini dişin anatomik yapısı belirler. Bağdoku, çeşitli tipte hücreler,-damar ve sinir liflerinden olu­şan dişözü bir boşlukla sınırlanmıştır. Dişözü odacığı denen bu boşluğun du­varları sert ve esneklikten yoksundur. Dişin taç bölümünde genişleyen dişözü odacığı köke doğru incelip ipliksi bir uzantıya dönüşür ve bu bölümü kök ka­nalı adıyla tanınır.
İltihaplanma sırasında dişözü damarlan daha fazla kan akımıyla geniş­ler ve sinir liflerine baskı yaparak ağn-ya neden olur. İltihaplanmanın belirli bir düzeyi aşmasından sonra dişözünde artan ödem Özgün bir ağn duyumuna yol açar. Artık doku yıkımı onanlamaz durumdadır. Ağn yalnız dişözünün Ölü­müyle kesilir, Bu doku ölümü ya enfek­siyon sürecine bağlıdır ya da tıbbi giri­şimle sağlanır. Özetlemek gerekirse mikropların üremesi dişözünde bir ap­senin oluşmasına neden olur ve bu du­rum dişözünde doku ölümüyle sona erer. Dişözü hastaiıklan diş çürüğünden bağımsız olarak da gelişebilir. Ağır en­feksiyon hastalıklarında ya da âdet gör­me döneminde dişözü iltihaplan ortaya çıkabilir.
Yaralanmalar ya da kimyasal maddeler gibi iltihaplanmaya yol açmayan ağır diş çevresi dokusu hastaiıklan (pe-riodontoz) ve dişeti cebindeki enfeksi­yonlara bağlı hastalıklar dişözünde en­feksiyon oluşturabilir.
Dişözünde doku ölümü öncesinde bütün belirtiler aynı anda ortaya çıkma­yabilir. Darbe gören bir dişte yıllar son­ra ağır zararların ortaya çıktığı da bilin­mektedir.
TEDAVİ
Çürüklerin tedavisi ağnnın ortadan kal-dmlmasına, doku yıkımının durdurul­masına ve dişin anatomik yapısının onarılmasına yöneliktir.
Yüzeysel ve orta derinlikte çürük­lerde, çürüyerek yumuşamış diş dokusu frezle oyularak temizlenir, Oluşan boş­luk dezenfekte edilerek dolgu malze­mesi ile doldurulur.
Derin çürüklerde tedavi girişimini dişözünün enfeksiyondan etkilenme de­recesi belirler. Dişözü dokusunun ağır yıkımlan dışında, derin çürüklerin teda­visinde çağdaş yaklaşım, dişin canlılığı­nı korumayı amaçlar. Çürük odağına en yakın dişözü bölgesinden denünin yeni­den üretilme süreci uygun ilaçlarla uya-nlır. Oluşan yem dentin daha koyu renklidir, özgün kanalcıklarından yok­sundur ve serttir. Dişin savunma meka­nizmasının bir göstergesi olan bu yeni oluşum ikincil dentin adıyla tanınır. İkincil denlinin üstüne yalıtkan bîr’ madde ve daha sonra da dolgu maddesi konur.
DİŞÖZÜNÜN ÇIKARILMASI
Dişin canlılığım koruyamayacak ölçüde yıkıma uğrayan dişözünün çıkanlması yoluna gidilir. Bu girişim anestezi yar­dımıyla ağrısız bir biçimde uygulanabi­lir. Yerel olarak ağn duyusunu körelten ya da ortadan kaldıran anestezik mad­deler iğneyle verilir. Eskiden arsenik içeren ilaçların diş içine uygulanmasıy­la dişözü dokusunun ölmesi sağlanırdı. Bu yöntem artık uygulanmamaktadır. Dişözü, kök kanallarına kadar çıkarıla­bileceği gibi yalnız taç bölümünden ke­silerek de alınır. Bu işlemlerden ilki pulpektomi, ikincisi pulpatomi adlanyla tanınır.
Pulpatomi daha çok kök kanalları­nın tam olarak oluşmadığı çocuklarda, ilaçlı maddenin kökün başlangıç bölü­münden öteye geçmesinin istenmediği durumlarda ya da kök yapısının içlerini tamamen boşaltmayı olanaksız kılacak ölçüde düzensiz olduğu olgularda uygu­lanır.
En çok uygulanan girişim pulpekto-midir. Bu yöntemde dişözü kök kanalla­rından özel bir aletle çıkarılır. Dişözü çıkarıldıktan sonra kanallar genişletilir. Amaç ilaçlı maddelerin açılan kanallara yerleştirilmesi ve diş kökünün yeniden iltihaplanmayı önleyecek biçimde doldurulmasıdır.
DOLGULAR
Diş dolguları ve dişin yeniden biçim­lendirilmesi çeşitli maddelerle yapıla­bilir. Bunlar siman, porselen, amalgamlar, gümüş ya da altınla kakma, yapış­kan altın, reçine, kuvars-reçine bileşik­leridir.
Silikat dolgular- Yapay porselen ola­rak da bilinen silikat dolgu maddeleri, doğal görünümü bozmamaları nedeniy­le, özellikle ön dişlerin dolgusunda kul­lanılır.
Bu dolgu maddesi yapışkan olmadı­ğından dişte, dibi ağzından daha geniş bir oyuk açılır. Silikat oyuğa yumuşak durumda sokulur ve sertleştikten sonra hazırlanan boşluğun özel yapısı nede­niyle dışarı çıkamaz.
Uygulama sırasında silikat dolguyu tükürükten korumak gerekir. Sertleşir­ken ıslanan silikat parçalanabilir. Kan ise lekelenmesine yol açarak estetik de­ğerini azaltır. Dolgu maddeleri dişözün-de güçlü bir zehir etkisi yapacak özel­liktedir. Bu nedenle doku ölümüne, kök başlangıcında kök granülomuna ya da diş apsesine yol açabilirler. Bu kompli-kasyonlan önlemek için dolgu boşluğu­nun duvarları silikatı yalıtmaya yarayan maddelerle kaplanır. Ayrıca dolguya tü­kürük ve kan gelmesini önlemek için üstünde çalışılan diş ağız boşluğundan yalıtılır. Bunun için kullanılan ince bir plastik örtü uygulama sırasında deline­rek dişe sıkıca geçirilir ve özel araçlarla tutturulur. Silikofosfat dolgular – Oldukça kısıtlı bir kullanım alam vardır. Metal kapla­ma yapılacak dişlerin altyapısını hazır­lamada ya da hastanın uzun süre kulla­namasa bile, doğal diş yapısından ko­layca ayırt edilemeyecek bir dolgu iste­diği durumlarda kullanılır. Bu dolgu çiğneme hareketleri sırasında hızla aşı­nır ve belirli aralıklarla yenilenmesi ge­rekir.
Yapay reçineler – Diş dolgusunda kısa bir dönem yaygm biçimde kullanıldı. Hızla benimsenmesi, kolay biçimlen­me, uygulamadan sonra uzun süre da­yanma ve estetik özelliklerinden kay­naklanıyordu. Ama renklerinin zamanla değiştiği, yalnızca dişözüne değil denti-nin organüc maddesine de zarar verdik­leri kanıtlanınca diş tedavisinde büyük ölçüde kullanım dışı kaldılar. Günümüz diş hekimliğindeki kullanım alanları hemen hemen yalnızca protezlerin kısa süreli onanmlarıyla sınırlıdır. Porselen yığma – Silikat dolguların bi­linmediği ya da yeterince geliştirileme­diği dönemlerde başlıca estetik dolgu seçeneğiydi. Günümüzde çok az kulla­nılır. Çünkü kısa sürede porselenle diş arasındaki sınır çizgisi görünür hale gelmektedir. Uygulama özenli bir te­mizlik ve dezenfeksiyon işleminden sonra yapılır. Dişte açılan oyuğun du­varları diktir ve çürüğün genişliğiyle orantılı bir derinliktedir. Oyuğun tam ölçüsü alınır, dibine yapıştırıcı bir mad­de konur ve alınan Ölçülere göre hazır­lanmış porselenin açılan boşluğa otur­ması sağlanır.
Gümüş amalgam – Diş dolgularında en çok kullanılan madde gümüş amal-gamdır. Gümüşün cıvayla yaptığı bu in­ce toz ya da küçük pullar halindeki ala­şım, içerdiği cıva miktarıyla orantılı olarak az ya da çok yumuşak olabilir. Amalgamdaki maddeler kendi özellik­lerini yitirmeden sağlam bir yapı oluş­turur. Önce yumuşak olan amalgam, kı­sa sürede sertlik ve direnç kazanır.
Gümüş amalgamm yapışma özelliği yoktur. Bu nedenle içinden çıkamaya­cağı uygun bir boşluğa yerleştirilmesi gerekir. Isıyı çok iyi iletmesi dişin sı­cak ve soğuğa karşı duyarlılığını artıra­cağından sakıncalıdır. Bu nedenle diş boşluğuna ısı yalıtımı sağlayan bir kat­man döşenir. Kullanımım kısıtlayan özelliklerden biri de zamanla oksitlene­rek mat ve hoşa gitmeyen bir renk al­masıdır.
Altın – Diş dolgularında katı ya da son derece yumuşak biçimleriyle kullanılır. Erimiş allın döküm dolgu, koruyucu diş tedavileri arasında genellikle en iyi çö­züm sayılır. Doku yıkımının çok ilerle­diği durumlarda dişlerin yeniden biçim-lendirilmesinde başarıyla kullanılır. Ama çürüğün birden çok dişte görüldü­ğü ve hızla yayıldığı olgularda kullanıl­ması sakıncalıdır. Çünkü tedavi edilmiş oyukların kenarında sık sık ikincil çü­rükler gelişmektedir.
Erimiş altın döküm yöntemi yay­gınlık kazanmadan önce sıkıştırılmış levha yöntemi kullanılıyordu. Oldukça zor olan bu girişimde dolgu boşluğu, saf altm yapraklan dolduruluyordu. Bunlar dolgu tamamlanana değin bir­birleri üstüne sıkıca bastırılırdı. Hem hazırlanan boşluğun dolguyu düşmek­ten alıkoyacak biçimde olması, hem de bu altın yapraklarının yapışmaya yat­kınlığı yüksek nitelikli bir dolgu elde edilmesini sağlıyordu. Artık hemen he­men hiç kullanılmayan bu yöntemin yerini daha ucuz olan altm döküm yön­temi almıştır.
Kuvars-reçine bileşikleri – Hem este­tik, hem de işlevsel olarak çok iyi so­nuçlar veren bir dolgu maddesidir. Ön dişlerde önem kazanan parlaklığı, arka dişlerde de aşmmaya karşı yeterli diren­ci sağlarlar. Sertlik kuvarstan, parlaklık reçineden kaynaklanır. Üstelik bu reçi­neler normal reçinelerden farklı olarak metil metakrilat içermez. Akrilik asit türevi olan bu madde dişözünü örsele-mekte ve zamanla reçinenin rengini bozmaktadır.Diş çürümesine karşı korunma yol­larını “Sağlıklı Yaşam” cildinde bulabi­lirsiniz.